ÖZET : Bu makalemizde amacımız insanoğlunun tarihi kadar eski, iki kadim tıp yaklaşımı olan mizaç ve akupunkturu müşterek noktalarda kıyaslamak, çelişen noktalarda anlamaya çalışmak ve neticede birbirine entegrasyonunu sağlamak veye sağlamaya çalışmak. Aynı beden üzerinde farklı yaklaşım disiplinlerinin olması zamanın fikir ve anlayış farklılıklarının bir sonucumudur yoksa bu yaklaşımlar tamamen farklı yollar ile sonuca ulaşan tedavi metodlarımıdır? Makalemiz, konunun zor ve karmaşık olması ve konu bütünlüğünün bozulmaması açısından 5 ayrı bölüme ayrılmıştır. Her bir bölüm müstakil bir makale olarak yayınlanacaktır.

  1. Makale: Mizaç ve akupunkturun kaynağı ve temel felsefesi
  2. Makale :Mizaçtaki dört hılt ve akupunkturdaki 5 faz üzerine tartışma
  3. Makele :İklimler ve insan bedeni üzerindeki etkileri
  4. Makele :Duygular ve insan bedeni üzerindeki etkileri
  5. Makale :Tedavi modaliteleri üzerine tartışma

 

  1. Makale: Mizaç ve akupunkturun kaynağı ve temel felsefesi

 

İnsan âlemin küçültülmüş bir misalidir. Kâinatta ne varsa, Allah insanın hakikatine onu öz olarak yerleştirmiştir. Âdeta âlemde ne varsa, insanda nümunesi vardır. Nitekim büyük islam alimleri ve filozofları olan Farabi , İbn-i Arabi ve Bediüzzaman Said Nursi gibi zatlar  ‘Kâinat küçültülse insan, insan büyültülse bir kâinat olur’ demişlerdir.

Mizaç kelime kökeni olarak arapça ‘mezece’(karıştırmak,yoğurmak) fiilinden türetilmiştir. Tıbbi ıstılahi manası ise bu karışımın sonucu oluşan ‘mizaç’ yani ‘fıtrat/tabiat’ manalarına gelir. Tıp dünyasının tarihsel serüveninde Anadoludan orta asyaya kadar uzanan geniş bir coğrafyada ana felsefe ‘humoral tıp’ yani ‘sıvıların/karışımların tıbbı’ diğer bir tabirle ‘mizaç tıbbı’ olmuştur.  Kadim öğretilerde beden bu karışımların terkibinden oluşmuştur. Öyle bir terkib ki adeta her insanın kodlarına göre her bireyde ayrı ayrı mizaç teşekkül etmiştir.

Kainat dört erkanın(esaslar) karışımından meydana gelmiştir. Bunlar ; ateş,hava,su ve topraktır.

Buna kıyasen insan bedeni de dört ahlattan(sıvılar/karışımlar) teşekkül etmiştir; safra,dem,balgam ve sevdadır.

Tarihsel süreç:

Bu tıp anlayışlarını temellendirme metodunda, arkeolojik kazılarda falan yazıtlar veya aletler bulundu gibi sığ bir bakış açısından ziyade daha geniş ve hakikatvari bir bakış açısı sunmaya çalışacağız.

Empedokles (M.Ö. 490–430) bu dört maddeyi (toprak, su, hava, ateş) bir araya getirerek “dört kök” kuramını ilk kez sistemleştiren kişidir. Aristoteles (M.Ö. 384–322) ise bu teoriyi zirveye taşıdı ve her unsurun iki özelliğin kombinasyonu olduğunu söyledi:

  • Ateş: Sıcak + Kuru
  • Hava: Sıcak + Islak
  • Su: Soğuk + Islak
  • Toprak: Soğuk + Kuru

Antik tıbbın kurucusu Hipokrat ( M.Ö. 460-370) ise dört unsur teorisini insan vücuduna uyarlayan isimdir. Onun “Dört Hılt” (Humoral Patoloji) teorisi, 19. yüzyıla kadar tıp dünyasının anayasası olmuştur.

  • Toprak: Kara Safra (sevda)
  • Su: Balgam
  • Hava: Kan (dem)
  • Ateş: Safra

Daha sonradan ‘tıbbın babası’ diye de anılan İbn-i Sina (980-1037), dört unsur teorisini hem felsefi hem de tıbbi açıdan sistematik hale getirdi. Ve ardından 6 asır boyunca mezopotamya ve avrupada ana tıp kitabı kabul edilen El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eseri kaleme aldı. Eserinde, unsurların sadece karışmadığını, aynı zamanda birbirleriyle etkileşime girerek yeni bir “mizaç” oluşturduklarını da anlattı.

Akupunktura gelecek olursak kesin başlangıç tarihi bilinmemekle beraber,  arkeolojik bulgular ve yazılı metinler bizi yaklaşık 2.500 – 3.000 yıl öncesine götürür.

  • Sarı İmparator’un İçsel Tıp El Kitabı (Huangdi Neijing): M.Ö. 2. yüzyılda kaleme alınan bu eser, akupunkturun “kutsal kitabı” kabul edilir. Vücuttaki enerji kanalları (meridyenler) ve iğneleme teknikleri ilk kez burada sistematik hale getirilmiştir.
  • Akupunktur tedavisi her ne kadar Çin’e atfedilsede uygurların yaşadığı bölgelerde yapılan kazılarda, Çin’deki benzerlerinden çok daha eski tarihlere dayanan “taş iğneler” (Bian Shi) bulunmuştur. Bu da yöntemin başlangıç noktasının Orta Asya olabileceği teorisini güçlendirir.

Avrupa, akupunkturla ilk kez 16. ve 17. yüzyıllarda misyonerler aracılığıyla tanışmıştır. Ancak asıl popülaritesini 1970’lerde, ABD Başkanı Nixon’ın Çin ziyareti sırasında bir gazetecinin apandis Ameliyatı sonrası ağrılarının akupunkturla dindirilmesi haberiyle kazandı.

 

Bilgilerin kaynağı?

İbn-i sina eserinde şöyle bahsetmektedir:

Erkân o ecsām-ı basîtadır ki beden-i insān ve sāir cism-i tabî‘înin eczā-i evveliyyesi olur. O eczā-i evveliyye sūretleri muhtelife olan ecsāma taksîm olunmaz ve o eczānın terekküb ve imtizācından sūretleri muhtelife envā‘-ı kāināt hādise olur. Tabîb olan kimseler erkān dört rükne münhasır olduğunu ‘ilm-i tabî‘îden tesellüm edip edille ile ihticāc (delillendirme) sadedinde olmasınlar.1

Evet insan bedeni ve diğer bütün cisimler bu dört erkandan oluşur. Ve bu dört erkan maddenin en basit ve parçalanmaz halidir. Bu dört erkanın belirli oranlarda terkibinden kainat ve insan oluşur. Dikkat edilirse burda çok önemli bir hususdan bahsediyor ibn-i sina; tabiplerin bu dört erkan konusunda teslim olup, bunun böyle kabul edilmesi gerektiğini vurguluyor.  Peki neden? ( aynı durum akupunkturdaki bilgiler içinde geçerli)

İlim, kesbi ve vehbi olmak üzere iki türlüdür. Kesbi ilimler, ancak azim ve gayret ile araştırarak elde edilen ilimlerdir. Vehbi ve ledünni ilimler ise Allah’ın kullarına (peygamberlere gelen vahiy ve veli zâtlara gelen ilham) bahşettiği ilimlerdir.  Nitekim kura’n-ı kerimde Allah cc. Şöyle buyurmuştur; “Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara, 31). Hz. Âdem’e isimlerin öğretilmesine “talim-i esma” denilir. Müfessirlerin beyanına göre bunlar, insan, hayvan, sema, arz, deniz… gibi bütün eşyayı ihitiva eden isimleridir. Yine Hz. Hızır için ‘‘…ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik.’’(Kehf,65) şeklinde geçen ayette bazı ilimlerin hususi kullarına öğretildiği aktarılmaktadır.  Hızır aleyhisselâm, “Ey Mûsâ! Ben Allah’ın ilminden bir ilme sahibim ki sen onu bilmezsin; onu bana Allah öğretti” diyerek buna işaret etmiştir.3   

Evet hem akupunktur hem de mizaç ilminin esasları kadim ve ilahi bilgiler olması inkar edilemez bir gerçekliktir. Eğer aksini düşenecek olursanız bütün akupunktur ve mizaç bilgileri kocaman bir sıfır olur. Neden mi? Çünkü günümüzde binlerce yıllık bu kadim bilgiler halen hiç değişmeden kullanılmaktadır ve ilimlerin tekamülü veya teknolojinin gelişmesi ile farklı bir akupunktur noktası veya kanalı keşfedilememiş. Uygulamada farklı görüşler olsa bile ana esaslarda tabiri caizse işin kanununda değişen bir şey olmamıştır.  Mesela binlerce yıldır ‘lung meridyenin’  11 noktası olup bilim ve teknolojinin ilerlemesi 12. noktayı keşfetmemiş.  Veya önceden var olan ‘4 unsur’ , bilimin ilerlemesi ile 5 olmamıştır. Evet bugün sınır tanımaz modern teknolojik imkanlarla bile akupunktur tedavisinin izahı tam anlamıyla yapılamamakta ve bu konuda kadim bilgiler, olduğu gibi kabul edilmektedir. Ayrıca günümüzde yapılan çalışmalar sadece çalışma prensibini desteklemekten daha ileri gidememekte.  Neticede biliyoruz ki akupunturda geçen 12 organ , kanallar , meridyenler ve noktaları ve mahiyetleri kadim bilgi olarak kabul edilmekte ve binlerce yıldır bu şekilde uygulanmaktadır. Bunların deneme yanılma yoluyla bulunduğu iddiası da bir o kadar akıldan ve mantık kurallarından uzaktır. Nitekim meridyenlerin lokasyonunu, bağlantılarını ve üzerindeki noktaların fonksiyonunu , birbirleriyle ilişkilerini, hangi hastalıkta hangi noktaya iğne uygulanacağını ve nasıl bir cevap alınacağını deneme yanılma yoluyla bulmak sonsuzda bir ihtimaldir. Aynı durum tedavide kullanılan bitkiler içinde geçerlidir. Bugün tespit edilebilen yaklaşık 400 bin bitki türü olup, insanoğlunun bu bitkilerin hangisini nasıl kullanacağı kabuğunu mu, çiçeğini mi, kökünü mü , yaprağını mı, kaynatacak mı, masere mi edecek, yağını mı çıkaracak vs… ve hepsinden en önemlisi hangi hastalığa hangi bitkinin neresini kullanacağını bilebilmesi deneme yanılma yoluyla yine sonsuzda bir ihtimaldir.  Mesela sarı kantaronun demleme yöntemi ile yapılan çayı anskiyete,uykusuzluk gibi ruhsal problemlerde kullanılırken maserasyon yoluyla yapılan yağı gastrit, ülser ve harici yaralarda kullanılmaktadır. Diğerlerini siz kıyas ediniz.

Ayrıca  bu tedavilerin değişmez prensipleri ve etki gücü de ilahi olduğunun başka bir kanıtıdır bize göre.  Hayatı yaratıp, hayatın idamesi için lazım olan rızkı(havayı,suyu,gıdayı..) veren yaratıcı elbette sıhhatin lazımı olan devaları da kullarına merhametinden öğretmiştir diye kanaat eyledik.

 

Yaklaşım tarzları ve tedavi Metodolojisi:

 

Evet kainat dört erkandan meydana gelmiştir. Bunlar ; ateş,hava,su ve topraktır.

Buna kıyasen insan bedeni de dört ahlattan teşekkül etmiştir; safra,dem,balgam ve sevdadır.

Bunlar birbirini kapsayan küreler gibidir; Merkezden dışa doğru; toprak,su,hava ve ateş olacak şekilde sıralanırlar.

Bu hıltarın yaratılış itibariyle dengede olması sağlık durumunu ifade ederken ; dengesinin bozulması da hastalık durumunu yansıtır. Hatta İbn-i Sina bazı tabiplerin ‘sağlık ve hastalık arasında üçüncü bir durumun daha olduğundan’ bahsettiğini aktarır. Çünkü bir insan hasta olmayıp sağlıklı da olmayabilir. Yani hasta olmaması mutlak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Sıhhat ve maraz arasında bir geçiş sürecini bahsetmiş adeta.

Evet bu dört ahlatın imtizacının bozulması hastalığı doğurur ve tedavi de ana yaklaşım ise bozulan dengeyi yerine getirmek için zıddıyla tedavi etmektir. Yani bir kişide soğuk ile ilgili hastalık arız olduysa bedeni ısıtmak, nem ile ilgili bir hastalık olduysa bedeni kurutmak vs. Mesela bedeni ısıtmaktan kasıt sıcak gıdalar, sıcak devalar vermekle beraber ısıtıcı tedbirler uygulamak; hamam, itidal üzere hareket, ateşli kupa, itidal üzere uyuma ve dinlenme vs dir.

 

Akupunkturda da benzer mantık işlemekte. Beden 5 faz üzerinde denge halindedir. Bunlar; ateş,toprak,metal,su ve ağaçtır. Bir faz veya fazlar lehine dengenin bozulması hastalıkları meydana getirir.

Amaç bozulan dengeyi (ilgili hastalık deseni belirlendikten sonra) fazdan faza enerji geçişleri sağlayarak eski denge haline getirmek.

Basit olarak anlatmak gerekirse mesela var olan dengesi ateş fazı lehine bozulan bir hastada , toprak fazına enerji geçişinde bir sorun mu var yoksa ağaç tarafından fazla beslenen bir ateş fazı mı var .  Bu iki durumda tedavi modalitesi değişiyor. Birinde ağacın ateşi beslemesi azaltılırken diğerinde ateşten toprağa enerji geçişini sağlamak tedavide ana yaklaşımdır.

 

Akupunkturda ana tedavi metodu kelime manasından da anlaşılacağı gibi iğneleme iken; mizaç tıbbında ana tedavi fitoterapi, hastalığına uygun gıdaların verilmesi ve yukarıda bahsedilen diğer bazı tedbirlerin uygulanmasıdır. (Akupunutur tedavisinde de herbal tedaviler olmakla beraber iğneleme metodunun yanında zayıf kalmıştır. )

Bu iki yaklaşımın birbirine entegrasyonu yani hekimin hasta üzerinde mizaç ve akupunktur bilgilerinini tatbik edebilmesi hastalıkların tedavisi noktasında sinerjik etki oluşturacağı şüphesizdir. Mesela romatoid artritli bir hastaya akupunktur desenine uygun iğneleme ile beraber bu hastaya uygulanacak yeme içme tedbiri yani nemli gıdaları kesmek( süt ve peynir gibi) ve kurutucu gıda vermek( zerdeçal ve zencefil gibi baharatlar) , nemli hava maruziyetini kestirmek, hamam( suyuna az havasına çok maruziyet) , hacamat(kanatılarak) tedavisi vs ile alınacak sonuç kesinlikle daha fazla olacaktır.

YİN-YANG

Yine diğer bir akupunktur yaklaşımı olan yin ve yang kavramı ise hakikatın başka bir yüzüdür. Bedenin Yin ve Yang dengesini belirlememek tedavinin adeta mihenk taşıdır. Bedendeki dengenin hangi tarafa doğru bozulduğu tedaviye giden yolda tanının ilk basamağı gibidir.

Yin ve Yang dengeli ve uyumlu bir şekilde hareket ettiğinde, ayrılamazlar, görünmezler ve belirtiler ortaya çıkmaz.4

 

 

 

 

Her şeyden çift çift yarattık, inceden inceye düşünesiniz diye(Zariyat,49)

Evet Allah azze ve celle kainatta herşeyi çift yaratmıştır. Tek olan sadece zat-ı zülcelal olan Allah-ı azimüşşandır. Tek başına bu yin-yang meselesi bile bu yaklaşımların ilahi olduğunun bir kanıtıdır. Kur’andan yüzlerce yıl önce böyle bir hakikatın bahsedilmesi ancak ve ancak vahye dayalı bir sistemin mahsülü olabilir. Evet evrende hiçbir şey yokki zıddıyla yaratılmasın. Kadın-erkek ,gece-gündüz, yer-gök,sıcak-soğuk vs.

Meşhur bir kaidedir ki ‘herşey zıddıyla bilinir’. Zıddı olmazsa o şeyi kıyas edebileceğin bir durum olmayacağı için mevcut durum idrak edilemez ve manasız olur. Mesela gece olmazsa mutlak gündüzü tefrik edemeyiz ve anlayamayız. Gece olduğu için gündüz var diyebiliyoruz. Soğukluk olmazsa sıcaklığı anlayamayız. Kadın olmazsa erkek,erkek olmazsa kadın manasızdır.

Biz akupunkturda biliyoruz ki ‘yin’ in içinde yang , ‘yang’ ın içinde yin vardır. İkisi birbirne hem zıttır, hem dönüşüm halindedir. Biri azalırken diğeri artar. Birinin hakimiyetinde diğerinin mahkumiyeti vardır.  Yang harekettir, yin durağanlıktır. Hareket artarsa durağanlık azalır, durağanlık artarsa hareket azalır.

O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır. (Rum,19)

İşte kainatın sahibinin sözleri ile yin- yang hakikatı böylece neşvü nema buldu. Vesselam…

 

 

  1. makalede , ‘akupunkturdaki 5 faz ile mizaçtaki 4 hılt üzerine tartışma!’da görüşmek üzere.

 

 

 

KAYNAKÇA

1-İbn-i sina el kanun fit-tıb Tokadi Mustafa efendi tercümesi Tahbizü’l-Mathun syf ;101

2- İbn Kesir, I, 104; Kurtubî, I, 194

3-Buhârî, “Tefsîr”, 18/2; Müslim, “Fezâil”, 170-172

4- maciocia The Foundations of Chinese Medicine

 

Doktor Murat KALAYCI