HACAMATIN KAYNAĞI, HAKİKATI VE HEKİMİN BAKIŞI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Miraca çıktığım gece uğradığım melekler bana:

–Ey Muhammed! Ümmetine hacamat olmayı emret! dediler.”

İbni Mace 3479, Tirmizi 2127

Bir başka hadis-i şerifte ;

“….. tedavi olduğunuz şeylerin en faziletlisi, hacamat olmaktır…”

Müslim 1577/62

 

Bu yazımızda amacımız hacamatın bilimsel izahından ziyade  inanç ,kadim ilimler ve tarihsel serüvenine kısa bir bakış atmak ve hacamat hakkında yanlış bilinenleri tashih etmek olacak.

Bilimsel yayınlarda hacamatın çalışma mekanizmaları,çıkarılan kanın analizi, ağır metal durumu vs, gibi binlerce makale bulabilirsiniz. Bu yazıda amacımız hacamatı bilimsel olarak destekleyici makaleleri veya çalışmaları sizlere sunmak değil , yukarıda bahsettiğimiz gibi kadim ilimler nazarıyla hacamat tedavisini ele almaktır. Mesela siz hacamatın hangi bölgeye , hangi hastalıkta, nasıl ve ne zaman yapılacağını ancak kadim bilgilerde bulabilirsiniz. Modern araştırmalar ise ancak bize  tedavinin çalışma prensibini verir, siz hiç bir yayında falan hastalıkta falan noktaya hacamat yapılmasının menfaati vardır şeklinde bir ifade göremezsiniz. Velhasıl-I kelam ; Kadim tedavi uygulayabilmek kadim bilgelik ister.

 

Evet Hacamat tedavisi binlerce yıllık  kadim bir tedavi metodu olup günümüzde de halen kullanılmakta ancak gerek doktorlar gerekse halk hekimliğinde,  gerek Türkiye’de gerekse de başka coğrafyalarda  oldukça bilgi kirliliği olan bir tedavi şeklidir.

Islam coğrafyasında hacamatın ünü hadislere dayanmaktadır. Diğer coğrafyalara nazaran islam beldelerinde daha sık olmasının ana sebebi hz peygamberin hacamat hakkındaki tavsiyeleridir.

Nitekim yazımızın başında naklettiğimiz iki hadisi şerif sahih kaynaklarda geçmektedir ve hacamat tedavisi hz peygamber tarafından ümmetine şiddetle tavsiye edilmektedir

İslam dini gerek ayetlerde gerekse hadis-i şeriflerde akla kapı açmış, teferruatta insanlığı boğmamak namına sadece hakikatın çekirdeğini insanlığa vermiştir. Hz. Peygamber bize hacamat tedavisinin genel prensiplerini anlatmış ve islam dininin saykalını(cila) vurmuştur. Biliyoruz ki  hacamat cahiliye toplumlarınca da yapılan bir tedavidir. Ancak Hz peygamber vahyin süzgecinden, arınmış bir şekilde, bize hacamatı nakletmiştir. Mesela cahiliye toplumunda yapılan bir tedavi metodu olan dağlama tedaviside( günümüzdeki koterizasyon işlemi)  hadislerde nakledilmiş olup hz peygamber ümmetini dağlamadan nehyetmiştir. Dağlama bugün Hindistan gibi bazı ülkelerde halen bir tedavi metodu olarak kullanılmakta.

Ikinci olarak eski kadim kitaplarda hacamat ve diğer tedavilerle  ilgili nakiller zaten mevcut olup konu ile ilgili birçok detayın olduğunu görüyoruz. Eski ünlü tabiplerden İbni sina , Hipokrat, Galen ,Razi gibi birçok hekim hacamat tedavisinden bahsetmiş ve hastalara uygulamışlardır.

Eğer desen ki hacamat müslümanların abarttığı gibi değildir ,basit bir kan çıkarmaya haddinden fazla mana veriyorsunuz ?

Cevaben bizde sana deriz ki;

Allah azze ve celle kitabında hz peygamber için şöyle demektedir:

O hevasından konuşmamaktadır, O (size okuduğu), kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir.( Necm; 3-4)

Ayeti gereği hadislerde islam inancında vahiy sayılmıştır. Bu nedenle hacamat tedavisinin vahiy kaynaklı olduğu şüphe götürmez bir gerçekliktir. Nerde kaldı ki okuma yazma bilmez ümmi bir peygamber çıkıpta tıp konusunda ahkam kezsin. Haşa ya uydurmuş diycez ya da vahiy diycez. 3. Seçenek muhal. Bizce  Müslüman bir hekimin hacamata bakışı böyle olmalıdır.

 

Bu kısa izahattan sonra hacamatın tarihsel sürecine göz atalım

 

  • Hacamatı nakleden meşhur hekimler

Biraz önce de bahsettiğimiz gibi hacamat tedavisi hz peygamberden öncede uygulanan bir tedavidir. Arkeolojik kazılarda M.Ö. 3 binli yıllara kadar hacamat kupası , neşter vs ile ilgli gerek görseller gerekse yazıtlar bulunmuştur.  Yunan hekimleri Hipokrattan Galene , Eflatundan Aristoya ,İbn-i Sina’dan Sabuncuoğlu Şerafeddin’e,  çin tıbbından mısır tıbbına birçok coğrafyada  hacamat hakkında birçok nakil ve tarihi kaynak vardır. Dememiz o ki hacamat batıdan doğuya evrensel bir tedavi metodu olarak nesillerden nesile uygulanarak gelmiştir. Ta ki 19. Yüzyıla kadar. Evet 19. Yüzyılda zamanın konvansiyonel tıbbı mizaç tıbbı iken yani humoral tıp bir diğer deyişle hıltların tıbbı hakimdi. 16. yüzyılda Paracelsus Basel’de, Galen ve İbn Sina gibi klasik tıp otoritelerinin kitaplarını pazar meydanında yakarak belki de modern tıbbın fitilini ateşlemiş, herşeyin gözleme dayanması gerektiğini savunmuş , gözle görünmeyenin ve ölçülemeyen şeyin inkarı yoluna gitmiştir. Bu tarihsel süreçte de kadim tıbbın hazinesi olan kitaplar  birçok coğrafyada kütüphanelerin tozlu sayfalarında hapsolmuştur.

Asklepios Tapınağı. Atina, Yunanistan

 

Mesela Sabuncuoğlu Şerafeddin  fatih sultan Mehmet han zamanında yaşamış ve ilk Türkçe cerrahi eser kabul edilen cerrahiyet-ül haniyyeyi yazmıştır.  Bu hekimimiz o kadar bilgi ve tecrübesine güvenir ki ürettiği panzehiri önce kendi üzerinde denemek için kendini yılana ısırtır sonra panzehirini içer. Zamanımızda kendi bilgi ve tecrübesine bu kadar güvenen cesur hekimler maalesef yoktur , olsaydı da herhalde etiktir, izindir , yasal prosedür derken adamın diplomasını elinden alırlardı muhtelemen… her ne ise lafı uzatmadan ,Bizim coğrafyamızda hacamat üzerine ana kaynağımız İbn-i Sina nın El-Kanun fit-tıb kitabıdır. İbn-i Sinanın kanun eseri avrupada 6 asır ana tıp kitabı olarak okutulmuştur nitekim bizim sahip çıkamadığımız İbn-i Sina’ya batılılar avicenna diyerek sahip çıkmayı bilmiştir.

İbni-i sinanın eseri 17 yy. da Tokadi mustafa efendi tarafından Arapçadan osmalıcaya tercüme edilmiş olup, günümüzde bilinen en iyi tercüme ve kanun şerhlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu eser günümüzde altı cilt olarak Yazma Eserler Kurumu tarafından latinize edilerek tab edilmiştir.

Günümüzde hacamat üzerine yazılan kitapların ana sorunu kaynak gösterilmeden yazılmış olmalarıdır. Bu konuda kaynak belirtilmeden yazılan onlarca kitap bulunmakta bu da hacamat konusunda bilgi kirliliğine neden olmaktdır. Eski eserlerin arapça veya osmanlıca olması da kaynak belirtmede sıkıntı doğurmakta. Çünkü ülkemizde arapça ve Osmanlıcaya hakim tabip sayısı yok denecek kadar azdır.

  • Kanunda hacamat tedavisi

İbn-i Sina eserinde 2 çeşit kan alma metodundan bahsetmektedir. Birisi Hacamat diğeri Fasd . Hacamat tedavisi ülkemizde sağlık bakanlığı tarafından tanınan resmi bir tedavi metodu olup fasd tedavisi henüz tanınmamıştır. Fasd tedavisi özellikle orta asya türk devletlerinde sıkça yapılan bir kan alma metodudur. Fasd günümüzde her ne kadar  filebotomi gibi görülsede fasdı tam olarak karşılamamaktadır. Fasd tedavisi genel olarak venöz kan alma işlemi olup nadir de olsa arteriyelden de kan alınabilmektedir. Her bir damardan kan çıkarmanın farklı bir faydası olup kanunda detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Fasdı mantık olarak  akupunkuturdaki luo damar kanatmasına benzetebiliriz. Nasıkil her luo bölgesinin kanatmasının  farklı fonksiyonu varsa her bir damarın fasdının da farklı bir faydası vardır.

İbn-i sina Tıbbın kaidelerinden bahsettiği 1. Cildinde Hacamat tedavisine 7 sayfa yer ayırırken ; fasd tedavisine yaklaşık 30 sayfa yer vermektedir.

Yine eserde  hacamatı daha çok lokal bir tedavi; fasdı ise sitemik bir tedavi olarak zikretmektedir. Ancak hacamat hakkında verilen bilgilerden hacamatın dolaylı etkileri nedeniyle sistemsel hastalıklarda da kullanıldığını anlaşılmakta.

Bundan sonra verilecek bilgiler tamamen kanundan alıntı olup bazen de siz okuyucuları sıkmamak adına sadeleştirilmiş bir şekilde istifadenize sunuldu. Mavi yazılar ise bizim yorumumuzdur.

Hacamatın vakti

‘‘Ve hacamet eden kimselere emr olunurki hacameti ayın evvelinde ve ahirinde eylemeyeler belki vasat-ı şehrde eyleyeler , zıra evvel-i şehrde rutübet henüz hareket ve heyecana başlamamıştır ve şehrin ahirinde dahi rutübet nokşan üzeredir, amma şehrin ortasında rutubet ziyade olur ve hareketi dahi ekser olur ve vakt-i harekette demi ve ahlatı istifrag ziyade olur.’’

İbn-i sina burda hacamatı ayın başında ve sonunda yapmanın uygun olmadığını ve ayın ortasında yapmanın faydasının ziyade olacağını bahsetmekte. Çünkü ayın çekim gücü başta ve sonda zayıf olup ayın ortasında güçlü olduğu için bedendeki nem ve kan hareketi fazla olur buna binaen çıkan kanın faydası daha çok olur.

‘‘Ve hacamet zamanının efdali nehardan saat-i saniye ve saat-i salise olur.’’  Yani hacamat güneş doğduktan 2. veya 3. Saat yapmak daha faydalıdır.

Hamamdan sonra hacamat yapılmaz. (kanı ağır değilse; yani dolaşımı )

Cimadan sonra, burun kanamasından sonra, uzun süre uykusuzluktan sonra, ishalden sonra hacamat yapmaktan kaçınılması gerek.

Hacamatın bölgeleri

İbn-i sina bedenin ön tarafından birkaç nokta hariç hacamat yapılmasını sakıncalı görür. Çünkü hiss ve zihne zararı dokunur der.  Ki biz akupunkturda biliriz ki bedenin ön tarafı Yindir ve genel olarak kanatmada kullanılmaz. Esasen Yang olan sırt taraf kanatmada kullanılır.

Her uzuvdan yapılan hacamatın bir türlü menfaati vardır deyip şöyle sıralar;

‘‘Kürek kemikleri arasına hacamat omuz ve boğaz ağrılarına faydalıdır.’’

‘‘Boynun yanlarındaki damarlara hacamat başın titremesine,gözlere, kulaklara, dişlere, burna faydası olur.’’Bu noktaya ahdeyn denir. Bu nokta carotis ve juguler vene karşılık gelir.  Günümüzde bu nokta kulak arkası olarak yanlış bir şekilde uygulanmakta. Öyle tahmin ediyorum ki ülkemizde merdiven altı uygulayıcılar tıbbi selahiyeti olmadığı için bu noktaya hacamat yapmaktan ihtiraz etmeleri hasebiyle(vazovagal senkop gelişme ihtimali) bu noktayı kulak arkası olarak yanlış tefsir etmişler  ve günümüzde  kitaplara da bu şekilde girmiş.

Ense çukuruna hacamat unutkanlık verir. Çünkü kuvve-i hafızanın yeri kafanın arkasında olup ense çukuru o mahalle yakındır.

‘‘Sak üzere hacamatın menfaati fasda yakın olur.’’  Bu nokta topuğun bir karış üstü, diz çukurunun dört parmak altında kalan bölgedir. Kanı süzer ve adet kanını söktürür.

Bu nokta vücudun en güçlü kası gastrokinemiusa denk gelmekte ve günümüzde gastrokinemius için ikinci kalp tabiri kullanılır. O kadar güçlü kasılırki adeta içindeki damarlarda bir pompa görevi görerek kanın kalbe doğru akışında rol alır. İşte ibni sina bu nokta için bedendeki bütün kanı süzme noktasında faydasının olduğundan ve ayrıca siyatiğe, göz kararmasına, cilt hastalıklarına, zihne menfaatinin olduğunu bahsediyor.

Çene altı hacamatını başa, çeneye, dişlere faydası vardır.

Ateşli hacamat ile ateşsiz hacamat faydası aynıdır ancak kanatılan hacamatın faydası, yel ile ilgili hastalıkarla beraber zikredilen diğer hastalıklarda menfati daha çoktur.

‘‘Kanatılmadan bel üzerine yapılan hacamat(ateşli kupa) bütün bedendeki soğuk yeli(rüzgarı) çözmede çok güçlüdür.’’

‘‘Ve iki topuk üzere hacamet tamsın ihtibasından ve ırk-ın nes’a tesmiye olunan veca’dan ve nikristen menfaati olur ’’ yani topuğun üzerine yapılan hacamat adeti sökmede ve siyatik ağrısında ve gut hastalığında menfati olur.

Kanatılmadan yapılan hacamat maddeleri bir uzuvdan diğer uzva çekmek için yapılır. Mesela fazla adet kanaması varlığında memeler üzere kuru kupa uygulanır. Veya batının derinliklerindeki bir veremi(şişlik) yüzeye yaklaştırmak için kullanılır. Veya bazen dolaşımı zayıf olan uzva kupa konur ki o uzuv kanlanıp ısınsın.

Bazen ağrıyı teskin etmek için kupa konur; adet sancısında,kulunçta,bağırsak gazında  göbek altına kupa uygulanır.

Siyatikte kalça üzere kupa uygulanır.

‘‘Ve mak’ade üzere mihceme vad’ıı mevaddı bi ‘l-cümle bedenden cezb eder ve hassaten baştan cezbi ziyade olur ve em’aya nef’i olur ve haydın fesadından şifa olur. Ve bila-şart nar ile mak’adeye  vad  olunan mihceme ile bedene hiffet gelir, bedeninde sikal zail olur.’’

Makada yapılan hacamat (kuru kupa) maddeleri bütün bedenden cezb eder , bağırsaklara ve hayza faydası olur. Ve bedene hafiflik gelir.

‘‘Ve vacib olur ki muhtecimin gıdası vakt-i hıacametten bir saat sonra ola.’’ Yani  hacamat olan kişi hacamattan 1 saat sonra yemek yemeli. Sanılanın  aksine ibn-i sina tarafından hacamat öncesinde hayvansal gıda perhizi ile ilgili herhangi bir bilgi aktarmamaktadır. Hatta fasd tedavisi sonrası az miktar et yemeyi tavsiye eder İbn-i Sina.

Ve son olarak ibn-i sina 2 yaş altına ve 60 yaş üstüne hacamat yapılmayacağını bahsedip konuyu fasd tedavisine getirir. Vesselam

Dr.Murat KALAYCI